3 Haziran 2026 tarihinde, Avukat Özlem Günel Tekşen tarafından yapılan açıklamalara göre, Adalet Bakanlığı’nın hazırladığı 12. Yargı Paketi, AKP Meclis Grubu’na sunuldu. Bu yeni taslakta, kadın hareketinin uzun süredir mücadelesini verdiği nafaka hakkı ve suça sürüklenen çocuklarla ilgili düzenlemeler yeniden gündeme geliyor. Planlanan değişiklikler arasında, yoksulluk nafakasının süresinin en az 5 yıl olarak belirlenmesi ve evlilik süresinin yarısı kadar olması öngörülüyor.
Medeni Kanun’un 175. maddesine göre, boşanma durumunda yoksulluğa düşen tarafın nafaka alma hakkı bulunmaktadır. Ancak kamuoyunda “nafaka mağduru” olarak genellikle erkekler ön plana çıkarılsa da, yoksulluğa düşenlerin çoğunluğunun kadınlar olduğu gerçeği göz ardı edilmektedir. Özellikle son 25 yılda kadın istihdam oranının %30’un altına düştüğü ve kadınların annelik rolü üzerinden kariyerlerinin kısıtlandığı bir ortamda, yoksulluk nafakasının tartışılması son derece sorunludur. TÜİK verilerine göre, her 10 kadından 2’si ekonomik şiddete maruz kalırken, kadınların ev işlerine ayırdığı süre günde ortalama 4 saat 35 dakika iken, erkekler sadece 53 dakika ayırmaktadır. Böyle bir durumda nafaka, yalnızca bir ödeme değil, aynı zamanda kadınların evlilik içindeki görünmeyen, karşılıksız ve güvencesiz emeklerinin boşanma sonrası ekonomik yansımasıdır ve bu bir haktır. Nafakanın süresinin kısıtlanması, kadınlar ve çocuklar için yoksulluğu daha da derinleştirecektir.
Diğer yandan, taslakta yer alan bir diğer düzenleme, suça sürüklenen çocuklarla ilgili cezaların artırılmasına yöneliktir. 11. Yargı Paketi’nden kadın hareketinin ve baroların çabasıyla çıkarılan bu düzenlemenin yeniden ele alınması, kamuoyunda tartışmalara neden olmaktadır. Bu yeni düzenlemeye göre, 12 ila 15 yaş aralığındaki çocuklar için ağırlaştırılmış müebbet cezası yerine 15 yıla kadar hapis cezası verileceği, 15 ila 18 yaş grubundaki çocuklar için ise bu sürenin 27 yıla çıkarılacağı öngörülmektedir.
Son yıllarda suça sürüklenen çocukların sayısında ciddi bir artış yaşanmakta ve toplumda güvenlik sorunları baş göstermektedir. 2010 yılında 83,393 olan suça karışan çocuk sayısı, 2024’te 178,834’e çıkmıştır. Bu noktada, çocukları cezalandırmak yerine gerçekten etkili çözümler geliştirip geliştirmediğimizi sorgulamalıyız. Suça karışan çocuklar daha az ceza aldıkları için mi suç işliyorlar, yoksa ceza süreleri artırıldığında, sokaklarımız güvenli hale mi gelecek? Çocuk adalet sistemi, sadece ceza uygulamalarından ibaret değildir; sosyal hizmetler, eğitim ve psikoloji gibi alanların iş birliğiyle ele alınması gereken çok yönlü bir alandır.
Devletin ilgili kurumları, sivil toplum kuruluşları ve barolar bir araya gelerek bu sorunu çözmek için çalışmalıdır. Cezaların artırılması, en kolay ve en az maliyetli çözüm olarak görünse de, infaz sisteminin nasıl işleyeceği göz önünde bulundurulduğunda, bu yaklaşımın etkili olamayacağı açıktır. 11. Yargı Paketi’nden sonra taslakta yapılan değişiklikler ve bunların arka planı hakkında bilgi eksikliği, tartışmaları daha da karmaşık hale getirmektedir.
